SAMİMİYETİN GETİRDİĞİ NİMET

SAMİMİYETİN NİMETİ: İMANİ COŞKU

Samimi bir Müslümanı Allah yolunda harcadığı çaba için şevklendiren nedir?

Müminin gücü, hiç tükenmeyen heyecanı, coşkusu ve şevki nereden kaynak bulmaktadır?

MÜMİNLERİN TAKLİT EDİLEMEYEN ŞEVK VE COŞKUSU

Günümüzde din ahlakından uzak yaşayan insanlar, büyük menfaatler karşılığında dahi bir işi yerine getirme konusunda zorlanırlar. Alacakları karşılık veya görecekleri ceza, onlarda bir istek ve mecburiyet hissi uyandırsa da çaba sarf etmek ve rahatlarından ödün vermek nefislerine ağır gelir. Bu nedenle samimi müminlerin Allah yolunda harcadıkları tükenmeyen çabayı, bir işi yerine getirme konusundaki sorumluluklarını, yeri gelince tüm ihtiyaçlarından feragat etmelerindeki samimiyeti taklit dahi edememektedirler.

Peki inananların bu benzersiz çabası nereden kaynaklanmaktadır?

Mümini Allah'ın emirlerini yerine getirmek konusunda coşkuyla harekete geçiren, Allah yolunda harcadığı çabayı daimi kılan, Allah korkusu, kul olarak sorumluluklarını bilmesi ve Allah sevgisidir.

SAMİMİYET ALLAH KORKUSU İLE KAZANILIR

Allah korkusu, müminin imanını, şevkini, Allah'a olan sevgi ve saygısını coşkuyla artıran bir duygudur. Bu, kişiyi Allah'ın razı olmayacağı bir tavır içine girmekten sakındıran, nefsinin taşkınlıklarını, sınır tanımaz kötülüklerini dizginleyen, sürekli iyilik yönünde harekete geçiren bir korkudur. Samimi olarak yaşandığında kişiyi Allah'ın azabından uzaklaştırıp, Allah'ın rızasına, rahmetine ve cennetine yaklaştırır. Bundan dolayı da çok büyük bir manevi haz içerir. Mümini Allah'ın sınırlarını korumada, Allah'ın rızasını aramada son derece yüksek bir şuura, kararlılığa ve titizliğe iletir. Sonuçta müminin dünyadaki bu korkusu, onu kıyamet gününün korkusundan ve cehennemdeki ebedi korku ve dehşetten kurtaracaktır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

“... Artık bunların ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” (Bakara Suresi, 274)

Müminler sonsuz merhamet sahibi olan Allah'ın ayette bildirilen rahmetine ve cennetine kavuşabilecekleri konusunda büyük bir umut taşırlar. İşte bu iki hissi, yani korkuyu ve umudu aynı anda yaşadıkları için hiçbir zaman gösterdikleri çabayı yeterli bulmaz, kendilerini hata ve eksikliklerden muaf görmezler. "... Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar." (Rad Suresi, 21) ayetiyle de bildirildiği gibi, her an Allah'ın azabından sakınırlar. Allah'ın bildirdiği din ahlakına şevkle sarılır, büyük bir çaba harcarlar. Allah korkuları, onları, yılgınlığa ya da gevşekliğe kapılmaktan kesin olarak alıkoyar ve şevklerini sürekli olarak ayakta tutar. Allah'ın, iman edip salih amellerde bulunanları cennetle müjdelemiş olduğunu bilmek de onları harekete geçirir ve canlandırır.

Samimi imanın göstergesi, Allah rızasına karşı içli bir istek duymak ve gerektiğinde bu yolda fedakarlık göstermekten kaçınmamaktır. Mümin, Allah'ın rızasının yanında başka çıkarlar gözetmez. Allah'tan, rızasını, rahmetini ve cennetini umar.
Allah’ın Kuran’da bildirdiği gerçeklerden uzak yaşayan cahiliye insanları, samimiyetsizliğin Allah Katındaki ve insanlar üzerindeki karşılığını gereği gibi düşünmedikleri için yapmacık tavırlara bürünmekte bir sakınca görmezler. Yapmacıklık, Kuran ahlakını yaşamayan insan karakterinde sık sık görülebilmektedir. Bu tür insanlar, arkalarından konuştukları, aslında hiç hoşlanmadıkları, saygı duymadıkları insanların yüzlerine karşı ortak menfaatleri nedeniyle, sahte bir sevgi ve ilgi gösterebilirler. Çekinmeden birbirlerine yalan söyleyip aldatabilir, bir insan hakkındaki olumsuz kanaatlerini gizleyip, sorulduğunda tam tersi yönde bilgi verebilirler.

Oysa Kuran ahlakını yaşayan bir insan bu tür tavırlardan titizlikle kaçınır, çünkü kalbinde Allah korkusu vardır. Hiçbir zaman küçük menfaatler uğruna insanların hoşnutluğunu kazanmaya çalışmaz. Tüm bunların, insanı hem Allah Katında hem de insanların gözünde küçük düşürecek seviyesiz tavırlar olduğunu bilir ve buna hiçbir zaman tenezzül etmez. Amacı hayatının her anında Allah’ın rızasını kazanabileceği davranışlarda bulunabilmektir. Allah’ın beğendiği ahlakın ancak samimiyet ile yaşanabileceğini bilir. “… O, sinelerin özünde olanı bilendir.” (Şura Suresi, 24) ayetindeki gibi Allah’ın insanların kalplerinde gizlediklerini bildiğinin şuurundadır. Allah bu gerçeği bir başka ayette “Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.” (Taha Suresi, 7) şeklinde bildirmiştir. Bu nedenle insanın, kalbinde olanı çevresindeki insanlardan gizlemesinin kendisine hiçbir faydası olmaz. Allah bunu zaten bilmektedir. İnsanın, bu gerçeğe rağmen, insanları aldatmaya çalışması büyük bir samimiyetsizlik ve akılsızlık olur. (Harun Yahya, Kuran’ı Dinlemeyenler)

Bunun yanı sıra Kuran ahlakını yaşayan bir insan, insanların rızasını kazanmanın kişiye ne dünyada ne de ahirette bir fayda sağlamayacağını da bilir. Bu nedenle iman sahipleri şirkten ve insanların rızasını kazanmaya yönelik tüm tavırlardan titizlikle sakınırlar. Bu da, onların samimiyette bir ömür boyu kararlılık göstermelerini sağlar. Çünkü şirkten tamamen arınmış gerçek bir tevhid inancı samimiyeti şart koşar.

ALLAH’IN YERYÜZÜNDEKİ HALİFELERİ OLMANIN BİLİNCİ


Allah'ın emri doğrultusunda iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, Allah'ın bildirdiği din ahlakını dimdik ayakta tutmak, Müslümanlara sahip çıkıp adaletten ve haktan yana olmak da müminleri Allah yolunda çalışıp çabalamak için harekete geçiren önemli etkenlerdir. Müminlerin bu vasıfları Kuran'da şöyle haber verilmiştir:

“O sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek için kiminizi kiminize göre derecelerle yükseltti. Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Enam Suresi, 165)

Müminler Yüce Rabbimiz'in kendilerine ayette bildirdiği şerefli görevin bilincinde oldukları için Allah yolunda bu sorumluluk duygusu ve şevk ile çaba harcarlar. Bu samimi şevkleri, Yüce Allah tarafından din ahlakını yaymak için halifeler seçilmiş olmanın şükrü niteliğinde olduğu için de müminler için büyük önem taşır.

Hz. Muhammed (sav)'in bir hadisinde Allah için yaşamak konusunda şöyle buyurduğu rivayet edilir:

"Kim Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah için verir, Allah için vermezse imanını kemale erdirmiştir." (Ebu Davud, Sünnet 16, (4681))

ALLAH SEVGİSİ

Allah'ın rızasını kazanma isteği ve Allah'a olan derin sevgileri de müminlerin önemli şevk, neşe ve enerji kaynaklarıdır. Onlar sevgilerini iman etmeyen insanlar gibi tutkuyla dünyaya değil, kendilerini yoktan var eden, rızıklandıran, yaşatan, sonsuz merhametli ve şefkatli olan Allah'a yöneltmişlerdir. Allah'a duydukları sevgi ve bağlılığın neticesi olarak da, hayatları boyunca Allah'ı hoşnut etmek için ciddi bir çaba harcarlar.

Allah'ın rızasını kazanabilme ve Allah'ın müminler için hazırladığı cennete kavuşabilme arzusu, onlara bitmez tükenmez manevi bir güç ve şevk kazandırır. Zira her ne olursa olsun, bir ömür süresince hem de hiçbir kuşkuya kapılmadan inandıkları değerler uğrunda çaba harcamaları, ancak Allah'a karşı beslenen saf sevgi ve imanın kazandırdığı şevkle mümkün olabilmektedir. Tüm bunlar da müminin Rabbimiz'in rızasını kazanmak için var gücüyle gayret göstermesine neden olmaktadır.

Açıktır ki müminler, Allah'ın rızasını kazanmayı yaşamlarının asıl amacı edinerek, tüm güçleriyle bu uğurda çaba harcayan kimselerdir. Allah Kuran'da "Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd eden" (Tevbe Suresi, 20), yani "çaba harcayan, gayret eden" şeklinde bildirerek müminlerin bu özelliğini haber vermiştir.

MÜMİNLER DÜNYA NİMETLERİNE ALDANMAZLAR

İslam ahlakına göre yaşamayan insanlar, kendilerine tek hedef olarak belirledikleri dünya nimetlerini elde etmek için ömürleri boyunca çok büyük bir çaba gösterirler. Zengin olmak, statü kazanmak ya da başka menfaatler için ellerinden gelen herşeyi yaparlar. Çok kısa süre içinde tümüyle ellerinden gidecek olan "az bir değer" (Tevbe Suresi, 9) uğruna büyük bir yarış içine girerler. Bu az bir değere sahip olma isteği onları yaşam boyu yönlendirir.



Müminler ise asıl çabayı iman etmeyen insanlarınkinden çok daha büyük bir karşılık uğruna, Allah'ın rızasına ve cennetine kavuşmak için gösterirler. Yüce Allah, Kuran'da, müminlerin bu özelliğini şöyle haber vermiştir:

“Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider. Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.” (İsra Suresi, 18-19)


MÜMİNLERİN COŞKUSU İMAN ETMEYEN İNSANLARDAN FARKLIDIR

İmanı kalplerine gereği gibi yerleştirmemiş olan kimseler, eğer Allah'ın rızasını kazanmaları nefislerine zor gelen bir iş yapmalarını gerektiriyorsa, bu durumda tüm şevk ve neşelerini kaybederler. Dahası bu işi olabildiğince memnuniyetsiz bir tavırla yerine getirerek isteksizliklerini ve şevksizliklerini ifade etmeye çalışırlar. Çünkü bu kişiler karşılığında maddi bir kazanç sağlamadıkları ya da herhangi bir ücret almadıkları bir işe harcanan zamanı, boşa geçen bir vakit olarak değerlendirirler. Allah'ın rızasını kazanabilmiş olmanın, alınabilecek tüm karşılıkların en güzeli ve en değerlisi olduğunun şuurunda değillerdir. Bu nedenle de sanki büyük bir külfet yüklenmiş ve büyük bir fedakarlıkta bulunuyormuş gibi bir tavır sergilerler. İşte müminlerin şevklerindeki farklılık da bu noktada ortaya çıkar. Yapılması gereken iş zor ya da zahmetli de olsa, onlar neşelerinden hiçbir şey kaybetmezler. Çünkü müminler Allah'a gönülden, yani isteyerek ve severek kulluk ederler. O'nun rızasını kazanabilecek salih bir ameli de aynı şekilde gönülden gelen bir şevkle yerine getirirler. İşte bu şevk de onların tavırlarına sevinç ve neşe olarak yansır. Onlar mallarını ve canlarını Rabbimiz için satmış olmanın manevi bir huzuru içindedirler. Yüce Allah Kuran'da müminlerin bu özelliğini bildirerek şöyle müjdelemektedir:

“Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.” (Tevbe Suresi, 111)

İMANI SEVMEK ALLAH’IN RAHMETİDİR

Unutulmamalıdır ki; imanı sevmek ve onun insana getirdiği maddi ve manevi lezzetlerden her koşulda zevk alabilmek, küfürden ise nefret edip onu çirkin görmek, Allah'ın lûtfu sayesinde kavuşulan nimet ve meziyetlerdir. Allah bu durumu bir ayette şöyle bildirir:

“... Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş(irşad) olanlardır.” (Hucurat Suresi, 7)